Posted by: shoegal on: 21 November, 2009
yuvam, evim, en kendim olduğum, en özgür olduğum yer. arabaların yaya geçidindeki yayalara mutlaka yol verdiği, satıcıların güleryüzlü olduğu, insanların sürekli birbirlerine teşekkür ettikleri ve kuyrukta herkesin edebiyle sırasını beklediği şehir. bütün bunların etkisinde kimseye kızıp sinirlenmediğim ve bu yüzden kendimi daha çok sevmemi sağlayan… her yerinden müzik fışkıran, bu yüzden metro merdivenlerinden inerken, covent garden’da bir cafe’de otururken, hmv’de dolanırken insanın kendisini hayatının başrol oyuncusu gibi hissetmesine yol açan… ne zaman girsem güzelliği karşısında ağlamak istediğim carnaby street’e ev sahipliği yapan… urban outfitters, h&m, hayvani top shop ve boots gibi dünyanın en muhteşem, en benlik mağazalarını barındıran. insanların “miss pms” tshirt’üme bakıp güldüğü bir memleket işte. ait olduğumu düşündüğüm şehir. artık hala hayattan kıyak talep etme hakkım kalmış mıdır bilmiyorum ama, eğer kaldıysa, talebim burda yaşamaktır. sonsuza kadar olmasa bile, birkaç yıl.
çok aşığım çok. ilk günden beri, ilk günkü gibi.
ben de dün gece döndüm. londrada ve londradan her döndüğümde aynen bu cümleleri kuruyorum. zaten blogunu okumaya baslamamın sebebi bu oldu sanki herseyi ben yazıyormuşum gibi. ben çok yoruldum ama güzel yemekler yedim yine her zamanki gibi ama planlamadığım şekilde alışveriş gezisi gibi oldu ve sürekli hamallık yaptım. bu arada h&m tarihinin en başarılı sezonunu geçiriyordu bence.
sen nerelere gittin?
1 | posos
25 November, 2009 at 8:57 pm
Neler aldın onu söyleeeeeeeeeeee